şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2009 Salı

Dökülüş

Ke   l   i     m     e   l   e   ri       m     dök   ü   l   ü     y       o     r,

top     la   ya mı     yo   r   u     m!


E   y!

yok     m   u ba   na bir ya   r     dım     ın   ?


(Zurih-Salzburg treni, 16.26, 6 Aralık 2009, Pazar)

9 Kasım 2009 Pazartesi

Ana Yoldaş'tan

Bu seferki yolculuğum Leipzig'e. Yaşı benle yaşıt ya da büyük olanların TRT ekranlarından hatırlayacağı, -ne olduğunu o çocuk yaşta anlayamamış olduğum - yıkılan duvarın doğu yakasındayım. Leipzig'e gelişim mesleki sebeplerden; bir makale çalışması için görüş alışverişinde bulunmak ve en nihayetinde masabaşı, bilgisayar karşısı ve şans eseri güzel bir pencere kenarında çalışmak için.

İşte, yağmurun pencerimi çaldığı, canımın hiç mi hiç çalışmak istemediği o pek genel hallerden birinde posta kutuma düşen bir ileti, uzun süredir askıya aldığım düşüncelerle yine başbaşa bıraktı beni.

Yerine ve zamanına göre sorgu, soru ve sorun olan, ve belki de epey klişeleşmiş bulacağınız, şu tekrar cümlesi: ''Hayatı[mı]n içsel bir anlamı var mı?''. Ya da şöyle förmüle edilmiş hali: ''Dünden bügüne, bügünden yarına hayatı[mı]n sürekliliğini yürüten ulu bir amaç/kuvvet var mı?''. Eminim bu sor[g]u[n] daha başka kelime dizgileri ile daha iyi ifade edilebilir, -belki daha sonra denemeliyim bunu-, ama şimdilik bu iki soru işaretli cümle ile anlatmış oayım meramımı.

Kişisel tarihimde bu ve benzeri sorular da epey öncelere gider sanırım. Hafızamdan silinmeyen, sekiz dokuz yaşındaki çocukluğumun okul sonrası Batman-Yeşilevler'deki evimizin ikinci katından güneşin batışı ile sorduğu sorular, bu epeyliğe örnektir herhalde. Şimdi, yaşımın yirmialtıyı vurup geçtiği dönemde, bu kökleri derinlere giden soru cinsine verilecek bir cevabım var gibi. Cebimde çıkarıp çıkarıp bakıyorum denk geldiğinde, bu eski Doğu Almanya şehri Leipzig'de olduğu gibi.

Sizi uğraştırmış karışık bir matematik denklemini sayfalar süren bir karalamadan sonra çözmüş, defalarca kontrol etmiş, uygulayıp sınamış, ve en sonunda çözümün yazılı olduğu sayfaya bakarkenki gibi: Huzur... sessizlik, hem de tedirgin edici bir sesizlik.. peki ya şimdi?'nin belirsizliği hakim..

Buna da mı alışılır, bilmiyorum..

Cevaba gelince: ''Yok, ama varsallaştırıyoruz, dolayısıyla da Var...''. Felsefemize Evrimin küçük bir hediyesi; Yoku görüp varsallaştırmayan felsefelerin taşıyıcılarını diğer zaman hanesine aktarmakta cimri kalmış Doğa. Ve bugün; deryada küçük bir damla ben aslında olmayan o içsel amacı yaratıyorum her salise.

O..? O bir Tanrı mesela, bir sevgülü veyahut, ya da çözümü uğruna ömür tüketilecek bir denklem, veyahut devrim için verilen soluksuz bir kavga..

O bir yol ya da yoldaş..

O var ki ben varım..

Varlığım artık anlamlı artık.. çünkü O var..

Varlığımı anlamlı kılan iletiye gelince. Ana yoldaştan; Annemden gönlünce süzülüp gelmiş aşağıdaki dizeler.. izniyle paylaşıyorum..

------

ANNEDEN OĞLUNA

Bir oğlum var çok uzakta..
Sağlıklı ve mutlu olsun..
Hayat hep ona gülsün..
Yanaklarındaki gamzeler çıksın..
Emekleri boşa çıkmasın..
Bütün hayalleri gerçekleşsin..
Bir evi bir barkı olsun..
Bir eşi bir çocuğu olsun..
Annesi onun evine gittisin..
Ama oğlunu çok çok mutlu görsün..

Annesi oğlunu çok seviyor.

Nejla Sağlam,
Ankara, Haziran 2009

-----

Selam olsun Ana yoldaşa..

Leipzig, Haziran 2009

24 Ocak 2009 Cumartesi

SOYKIRIMLAR

...
...
bilmem kaç yüzyıl önce amerika kıtasında
...
doksandört yıl önce anadolu'da
...
yetmiş küsür yıl önce almanya'da
...
bugün gazze'de, filistin'de
...
ve (her an) içinde

SOYKIRIMLAR
yaşa(t)dı
insan.

13 Ocak 2009, Palma

---------------------------------------------

'' Gözlerim gündüzleri açılan, gece kapanan bitkiler gibi. Arada iki roketin beynimden geçmesini, ama bana dokunmamasını istediğim oluyor, asıl konu, bu. Her şey ilkelleşiyor. Hücreler, daha başlangıçlarında, insanlık öncesi bir doğada nihayet uykuya daldıkları ilk günlerdeki o güneş titremelerini hatırlıyor. Öğretilen her şey sanki bulanıklaşıyor. Nefret gibi, vücutlar da parçalanıyor. Patlayana kadar sıkılan limonlar gibi.'' (s.21, 'Sitt Marie-Rose', Etel Adnan, YKY)

------

Einstein ve Freud mektuplaşması:

E: ''....Kitleler sözü edilen araçlar kullanıldığında kendinden geçecek, kendini feda edecek ölçüde nasıl galeyana gelebiliyor? Bu soruya verilebilecek olası tek yanıt şu: İnsanın içinde bir kin, bir nefret gereksinimi var... Bu konuda son bir soruya daha geliyoruz. İnsan ruhunu, kin ve yok etme psikozlarına karşı daha dayanıklı kılacak biçimde geliştirmeye olanak var mı? Bunu söylerken yalnız eğitimsiz insanları kastetmiyorum. Yaşam içindeki varlığım beni sözüm ona 'intellientsia''nın bu öldürücü kolektif psikozlara çok daha kolay kapıldığını söylemeye itiyor.''

F: ''.... insanların yok etme eğilimlerini ortadan kaldırmaya çalşmanın, sonuç olarak boş bir çaba olacağı kanısındayız. ..... Siz ve ben, bizimle birlikte daha birçok insan, savaşa neden bu kadar güçlü bir biçimde karşı çıkıyoruz, savaşı neden yaşamın bin bir değişik yüzünden biri olarak kabullenmiyoruz? ..... Çünkü her insanın kendi yaşamı üzerinde hakları vardır, çünkü savaş, vaatlerle yüklü insan yaşamlarını ortadan kaldırmaktadır vb. .... Ama sizin benden istediğiniz bu değil. Ben başka bir noktaya gelmek istiyorum. Öyle sanıyorum ki, bizim savaşa karşı çıkmamızın temel nedeni, başka türlü davranmamıza olanak olmamasıdır. Biz barış yanlısıyız, çünkü kafamızın içindeki davrandırıcı organik nedenlerden dolayı öyle olmamız gerekiyor...'' (s.a. 121-123, Einstein: Düşünmenin Keyfi, YKY 4.basım)

------
Ingeborg Bachmann:
''Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...'' (Malina isimli kitabının arka sayfası, YKY 3. basımı)
'' Ama barış üzerine, çünkü bu, gerçekte savaştır... Gerçek savaş, her zaman adı barış olan savaşın patlamasıyla doğar...'' (aynı kitap s.9 Çevirmen Ahmet Cemal'ın Bachmann'dan alıntısı)

14 Aralık 2008 Pazar

Beşiktaş-Sarıyeri Dolmuş Hattı

Istanbul'u özledim.

Beşiktaş'ta,
arabalarla doldurulmuş
sevgiliye giden o daracık yolu özledim.

Sahile vuran dalgalar,
ulaştırır mı
Beşiktaş kıyılarına
özlemimi
bilmiyorum,
ama her gördüğümde denizi Palma'da,
kimseye
ama kimseye
belli etmeden fısıldıyorum.
Planktonlarla,
istavritlerle,
yunuslarla
ve de
karettalarla yolluyorum
boğazıma düğümlenmiş hislerimi.

Sarıyer'i özledim sonra,
balıkçı gemilerini, koca koca olanları.

Palamut ucuz mudur acaba bu yıl?

Sarıyer'de,
sevgili ile paylaşılan
ekmekarası balık kadar tatlı yiyecek var mıdır acaba bu Palma sokaklarında?

Beşiktaş-Sarıyer dolmuş hattında ilerlemek
g i b i
ha ya t i m...


(Palma de Mallorca, 14 Subat 2008, 17.36)